Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, GSM operatörlerinin, kontörden TL’ye geçiş sürecinde görüşme ve SMS ücretlerinde yüzde 50 oranında gizli artış yaptıklarını savunarak, zamların iptali için gerekli girişimlerin yapılacağını bildirdi.
Kaya, yaptığı yazılı açıklamada, Tüketiciler Birliğinin, 1 Nisandan önce yapmış olduğu uyarılara rağmen, başvuru merkezine TL’ye geçişle birlikte, özellikle ön ödemeli hat sahiplerinden yoğun şikayet geldiğini belirtti.
Faturalı hat sahiplerinin de Nisan ayına ait faturalarını dikkatli incelemeleri ve konuşma dakika bedellerini bir önceki faturalar ile karşılaştırmalarının faydalı olacağını dile getiren Kaya, şunları kaydetti:
”Şikayetlerden görülmektedir ki GSM operatörleri adeta kendi aralarında anlaşarak, kontörden TL’ye geçiş sürecinde görüşme ve SMS ücretlerinde yüzde 50 oranında gizli artış yapmışlardır. Böylelikle cep telefonu operatörleri kontör yerine TL uygulamasına geçilmesini kendileri için fırsata, tüketiciler açısından da zam haline getirmişlerdir.
Kaynak : http://www.superonline.com/haber/gizli-zam-iptal-edilsin-82925
Firmaların abonelerine önceden bilgi vermeksizin tarife değişikliği yapmaları Tüketici Kanunu’na aykırıdır ve tüketiciler, fazladan ödemekzorunda kaldıkları tutarı her ilçe Kaymakamlığında bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvurmaları halinde geri alabileceklerdir.
Tüketiciler Birliği bu işgüzarlığa sessiz kalmayacak ve sektörde hizmet veren üç firma hakkında Rekabet Kurumu ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna şikayette bulunarak gerekli yaptırımların uygulanmasını talep edecek ve zamların iptali için gerekli girişimler yapılacaktır.”
Bence herkes parasını bankaya yatırmalı.
Bence herkes götünü bankalara siktirmeli.
Krediyi abim değil fabrikayı kuracak orospu çocuğu almalı ki; abimin emeğini asgari ücrete sömürebilsin.
Bu içinde iyilikten eser kalmamış reklamcıları ne yapmalı peki? Para için bir çocuğa söylettikleri yalanlara kim ses edecek? Bu çizimleri yapan illüstratör ne için çalıştığından haberdar mıydı acaba?
Ya Da Tasarım‘dan Nuray Togay’ın ağzından dinleyelim.
Ya Da Tasarım olarak, yaklaşık 1 ay kadar önce, Yapı Endüstri Merkezi’nde düzenlenecek ve Siemens sponsorluğunda tasarımcılar ile mimarları buluşturacak bir etkinlik gerçekleştirileceğini ve Siemens’in bu etkinlikte tasarımcılar ile mimarların beğeneceğini umduğu bir hediye dağıtacağını öğrendik.
Capitol Ogilvy Halkla İlişkiler aracılığı ile Siemens’e Ya Da Tasarım Beyaz Seri Defterler’in noktalı versiyonunu teklif ettik. Ya Da Tasarım bir promosyon şirketi olmadığı için, Siemens logosuna sadece ambalajın üzerinde yer vermiştik. Siemens, noktalı defteri çok beğenmesine rağmen, bütçelerinin uygun olmadığını söyleyerek teklifimize geri dönüşte bulunmadı. Sanırım pazarlama stratejilerine uygun düşmedi.
Siemens’in, tasarımcılar ile mimarları bir araya getiren ve amacı “mesleki iletişim ortamının kalitesini yükseltmek ve dünya tasarım pratiği bileşenlerinin Türkiye’de de eş zamanlı olarak tartışılabileceği ortamlar yaratmak” olan bu etkinlik için, yaklaşık 1 ay kadar önce kendilerine teklif ettiğimiz noktalı defterin, boyutlar ve tasarım açısından çok benzer ama son derece ucuz bir kopyasını bastırmış olduğunu gördük.
Ürünlerini tasarım kriterlerini ön planda tutarak pazarlayan, her fırsatta estetikten söz eden bir firmanın, tasarımcı ve mimarların karşısına, üstelik de amacı “mesleki iletişim ortamının kalitesini yükseltmek ve dünya tasarım pratiği bileşenlerinin Türkiye’de de eş zamanlı olarak tartışılabileceği ortamlar yaratmak” olan bir etkinlikte, kelimenin en hafif anlamıyla “bir yerlerden esinlenilmiş” bir tasarımla çıkması üzerine bu mesajı yollama gereği duyuyoruz.
Herkesin bildiği bir gerçektir ki, Türkiye tasarım ortamı bu ve benzeri uygulamaların yoğunluğu ve ağırlığı nedeniyle hantallaşmakta, bu nedenle de değer üretmekte, yani yeni ve farklı olanı denemekte sıkıntı çekmektedir. Tasarım ve fikir hakları yasası dahilinde haklarımızı arayacağımızı ve bu yaşananları hem mimarlık ve tasarım ortamlarında hem de medyada duyurmaya devam edeceğimizi de belirtmek isteriz.
Son zamanlarda gördüğümüz en at sikine kelebek çalışma. Bu tabi batı müziği tabanından meydana gelen senfoni orkestrasıyla çember sakallı TRT’nin uzlaşım çabası olabilir.
Anlayamadığımız şey şu; nasıl oluyor da her konuda böylesine bağnaz takılan arkadaşlar, sıkı sıkıya tutundukları dinlerini bir başka dinin estetiğiyle ele almaktan gurur duyabiliyorlar. Bu çelişki dışında her şey yolunda. Müzik müziktir.
TSK eşcinselliği psikoseksüel bozukluk sayıyor ve askerlikten muafiyet sebebi kabul ediyor. ‘Pembe teskere’yi alabilmekse zorlu bir süreç. Üç eşcinsel genç, beyanattan muayeneye, testlerden fotoğraflı tespitlere neler yaşadıklarını açık açık anlattı.
Haber Kaynağı : http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=951032&Date=24.08.2009&CategoryID=41#
ULAŞ TOSUN (Arşivi)
Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde ‘psikoseksüel bozukluk’ olarak kabul edilen eşcinsellik, askerlikten muafiyet gerekçesi sayılmakta. Ancak eşcinselliğin tespiti, pratikte keyfiyete terk edildiği anlaşılan uygulama nedeniyle yüz kızartıcı bir duruma dönüşmekte. Kimliklerini açıklamak istemeyen üç homoseksüel ve eşcinselliğini askerlikten muaf gerekçesi saydırmayan firari vicdani retçi Mehmet Tarhan’la görüşerek, asker doğmayan Türk erkeklerinin akıbetini araştırdık.
Görüştüğümüz eşcinseller her Türk erkeğinden farklı erkekler olduklarını ispat etmeye çalıştıkları bu süreçte, uygulanıp uygulanmaması tamamen askeri doktorun inisiyatifindeki onur kırıcı aşamalara dikkat çekiyor. Bunlar arasında anal muayene, ilişkinin fotoğrafla belgelenmesi, ‘Minnesota testleri ve çocukluk analizleri’ gibi geçerliliği tartışmalı metotlar bulunmakta. Yaşadıklarını anlatan İ.B. ve E.O. pasif anal cinsel ilişki sırasında çekilmiş fotoğraflarını heyete sunduklarını iddia ediyorlar. E.O. yayımlanmamak şartıyla bizimle paylaştığı fotoğraflarında kendisinden yaşça oldukça büyük bir başka erkekle ilişki sırasında görülüyor.
Hemcinslerinden şanslı bir diğer eşcinsel T.S., kendi tabiriyle hiçbir onur kırıcı davranışa maruz kalmadan 500 soruluk bir testin ardından argo ismiyle ‘Pembe Teskere’ye hak kazandığını belirtiyor. T.S.’nin yakın zamanda aldığı raporun çeşitli aşamalarına tanıklık ettik. T.S. askeri kurumlarla ilişki kuracağı zamanlarda normalde olduğundan çok daha fazla feminen görünme gayreti taşımaktaydı.
T.S. ve diğer eşcinseller askeri hastanelerle ilişkiye geçtikleri andan itibaren gündelik hayatta olmadıkları kadar ‘psikoseksüel sapkınlık’ yaşadıkları izlenimi yaratmak zorunda olduklarını belirtiyorlar. Yaklaşık altı ay önce İstanbul’da bulunan bir askeri hastaneden ‘homoseksüel bozukluk’ nedeniyle ‘Barışta ve seferberlikte askerlik yapmaya uygun değildir’ raporu alan T.S. bu süreci şu şekilde anlatıyor:
‘Çocukken silahlarla mı oynardın bebeklerle mi?’
“Karşınızdaki kurum askeriye, burada hak hukuktan bahsetmek ahmakça. Orada çizmeniz gereken yarı mağdur, apolitik, işe yaramaz bir eşcinsel profilidir. Ben bu raporu almaya niyetlendiğimde yüzlerce insanın deneyimlerini dinledim, okudum. Bana soracakları her şeye hazırdım. Fotoğraf isteme ihtimallerinin yüksek olduğunu biliyordum. Haftalar öncesinden bunları hazırladım. Çekim için, iki yıl önce askere giden ve ordu mensubu olduktan sonra eşcinselliğini kullanarak çürük raporu almaya çalışan bir arkadaşımdan yardım aldım. O benden kendisiyle cinsel ilişki halindeyken fotoğraf çektirmemi istemişti. Ben de ondan istedim. Fotoğrafları dijital makineyle çektik. Benden istedikleri an kendi yazıcımla basıp verecektim. Buna gerek bile kalmadı. Normal giyimimle askerlik şubesine gittim. Burada eşcinsel olduğumu gizleyerek, sadece askeri hastanede muayene olmak istediğimi belirttim. Raporun hangi hastanede daha kolay verildiğini araştırmıştım. Beni önce başka bir hastaneye sevk etmek istediler. O hastanede muayene olmak istediğim bölümün olmadığını söyledim. Ve sevkimi gitmek istediğim hastaneye aldırdım. Ertesi gün yine normal kıyafetlerle hastaneye gittim. Buradaki ilk günün prosedür işlemlerini halletmekle geçeceğini biliyordum. Bu işlemler sırasında gereksiz tacizlere uğramamak için erkeksi giyindim. İlk gün psikiyatri servisine muayene olmak için randevu aldım. Bu aşamada normalden çok daha fazla feminen giyindim. Burada sizin ordunun işine yaramayacak, kışlaya girdiğinizde mevcut düzeni bozacak kadar seks tutkunu olduğunuzu görmek istiyorlar. Bana ilk olarak Minnesota testi yaptılar. Bu test üç saat sürdü. Aynı soruların tekrarından oluşuyordu. ‘Çocukken silahlarla mı oynardın yoksa bebeklerle mi?’ ya da ‘Tiyatrocu mu olmak istersin yoksa gazeteci mi?’ gibi sorular vardı. Bu gibi soruların hepsini karşımdakilerin eşcinsel algısını göz önünde bulundurarak yanıtladım. Bu algı da avam, yarı mağdur, sürekli gülen, asosyal, efemine, ailesi ve çevresiyle problemli, şaşaalı yaşamayı seven, bencil gibi sıfatlardan oluşuyor. Politik bir eşcinsel profili kesinlikle değil.”
Minnesota testinin ertesi günü sözlü muayeneye alınan T.S. ordunun eşcinsel algısını göz önüne alarak sergilediği davranışların ikna edici olduğunu belirterek yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor: “İlk ilişkime ne zaman girdiğimi sordular. ‘Valla’ dedim, ‘kendim bile hatırlamıyorum.’ Halbuki gerçek yanıt bu değildi. Ama algıları bunu gerçek sayabilirdi. Oradakilere ‘Tecavüze uğradım ve eşcinsel oldum’ deyince bunu anlayabiliyorlar, ancak ‘Ben bilerek ve isteyerek hayatı böyle yaşıyorum’ deyince kafaları karışıyor. Karşınızdaki insanların eşcinsellikle ilgili bilgileri medyadan edindikleriyle sınırlı ve siz de o profili seçmek zorundasınız. Raporu alırken yaşadığım tek sorun, benim gibi rapor almaya çalışan bir başka kişinin bana saldırısı oldu. Anladığım kadarıyla bu kişi psikopat raporu almaya çalışıyordu. Askeri hastanede sıra beklerken birden küfretmeye başladı. İbne, g..veren, vatan haini gibi şeyler söyleyerek üstüme yürüdü. Ona gerekli tepkiyi gösterdim.”
‘Süre gittikçe azalıyordu, Viagra aldık’
Muafiyet sürecinde T.S. kadar şanslı olmayan diğer iki eşcinsel ise sürecin hastaneden hastaneye değiştiğini ifade ediyor. E.O. ve İ.B. muayeneler sırasında yüzlerindeki memnuniyet ifadesi anlaşılacak şekilde fotoğraflarının istendiğini iddia ediyor. E.O., bu fotoğrafları yayımlanmaması şartıyla bizimle paylaştı. Fotoğraflarda E.O. kendisinden yaşça oldukça büyük olduğu anlaşılan ancak hiçbir karede yüzü görülmeyen bir başka erkekle pasif anal ilişkide bulunuyor. E.O. fotoğrafları hazırlarken oldukça zorlandığını ancak askere gitmektense her şeyi göze aldığını söylüyor ve hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Muafiyet sürecim sekiz gün sürdü. Bu süreçte bir sonraki aşamanın ne olacağını hiç bilmiyordum. İnsanlardan duyduklarım da birbirinden çok farklı şeylerdi. İlk olarak askerlik şubesinde eşcinsel olduğumu belirterek, askeri hastaneye sevkimi istedim. Doktorun karşısına çıktığımda bana herhangi bir test yapmadı, eşcinsel olduğuma ikna olmak için ilişki sırasında çekilmiş fotoğraflarımı istedi. Bunları temin için bana sadece iki gün süre verdi. Karşımdaki insan rütbeli bir asker olduğu için ve yaşamanız gereken süreç açık olmadığı için herhangi bir şeye itiraz edemedim. Ankara’da ilk önce sevgilimden bana bu konuda yardımcı olmasını istedim. Bu haldeki fotoğraflarının askeriyenin elinde olmasını istemediği için kabul etmedi. Bu arada bir yandan fotoğraf makinesi bulmaya çalışıyordum. Makineyi bir yakınımdan temin ettikten sonra eskiden aramızda cinsel ilişki olan birinden yardım istedim. Uzun süredir görüşmediğim biriydi, ertesi sabah için evimde randevulaştık. Sabah erkenden bana geldi. Panik haldeydim, sinirlerim çok bozuktu. Bu durum partnerime de yansıdı, ereksiyon sorunu yaşadı. Her şey üst üste geliyordu. Süre gittikçe azalıyordu. O an için Viagra kullanmasının sorunu çözeceğini düşündük. İlaç aldık ve içti. Tekrar denediğimizde iyice heyecanlandı ve küçük bir kriz yaşadı. Çok kötü oldu her şey, onu hastaneye kaldırdık. Ardından ben tekrar sorunumla baş başa kaldım. Geri kalan tüm günümü, internette partner aramakla geçirdim. Böyle bir taleple tanımadığınız bir insanın karşısına çıktığınızda çok çeşitli tepkiler alabiliyorsunuz. Dalga geçtiğimi ya da benim öldürülmesi gereken bir mahluk olduğumu düşünüyorlar. En sonunda mesleğinden dolayı bana güven veren biriyle tanıştım. Kendisi İstanbul’da akademisyendi. Hemen yola çıkıp aynı gün apar topar İstanbul’a gittim. Yaşı benden çok büyüktü, ama kibar bir insandı. Onun evinde cinsel ilişkiye girdik, fotoğrafları da kendisi çekti. Birkaç saat sonra tekrar Ankara’ya döndüm. Gün ağarmıştı ve son günümdeydik. Tekrar askeri hastaneye giderek, doktora fotoğrafları gösterdim. Baktı, gülerek ‘Vay be, ne adammışsın’ dedi. Beni birkaç gün sonra heyetin karşısına çıkardılar. Onlar da fotoğrafları incelediler, aile yapımla ilgili birkaç soru sorup. Bana ileri derecede psikoseksüel bozukluk tanısı koyup askerlikten muaf kalmamı sağladılar.”
‘Fotoğrafları bastırırken çok sorun yaşadım’
T.S. ve E.O. gibi rapor almaya çalışan bir diğer homoseksüel olan İ.B. de izlemesi gereken yolu hukuki bir yönlendirmeyle değil, başkalarının deneyimiyle bulmuş. İ.B., Ankara’da yaşarken rahat rapor alırım diye düşünerek Antalya’da muayeneye girdiğini söylüyor. Antalya’dan Isparta’daki askeri hastaneye sevk edilen İ.B., yine arkadaşlarının önerileriyle hazır bulundurduğu cinsel ilişki fotoğraflarını kendisinden istenildiği zaman askeri doktora sunmuş. Bundan sonra yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Doktor fotoğraflarıma baktı ve yüzümün açıkça belli olmadığını söyledi. Ardından benden yeni fotoğraflar çektirmemi istedi. Fotoğraflar konusunda bana yardımcı olan arkadaşım Ankara’daydı. Yanımda sadece güvendiğim, ancak aramızda cinsel ilişki bulunmayan bir dostum vardı. Çaresizlikten bu işi onunla yaptık. Fotoğrafları bastırırken de çok sorun yaşadım. Her şeye rağmen fotoğrafları alıp doktora verdim. Birkaç gün sonra heyet karşısına çıkmam için randevu verdiler. O gün gelip de beni çağırdıklarında önlerinde fotoğraflarım vardı. Bana ilerleyen yıllarda transseksüel ameliyatı olup olmayacağımı sordular. Arkadaşlarım bu soru için beni uyarmıştı. Eğer ‘Ameliyat olmayı düşünüyorum’ deseydim ‘Ameliyattan sonra gel, belgeni verelim’ diyeceklerdi. Bu nedenle onlara ‘Hayır’ dedim. Birkaç soru daha sorduktan sonra bana rapor verdiler.”
Firari Mehmet Tarhan muayeneyi kabul etmiyor
Eşcinsellik gibi Anayasa’da tanımlanmayan bir diğer kavram olan ‘vicdani ret’ açıklamasını 2001 yılında yapan, ardından ‘emre itaatsizlik’ suçlamasıyla askeri cezaevine konulan Mehmet Tarhan, bu süreçte eşcinselliğinin muafiyet gerekçesi sayılmasını kabul etmedi.
Altı ay tutulduğu Sivas Askeri Cezaevi’nden birliğine teslim olması için mevcutsuz olarak bırakıldığında bu eylemi de gerçekleştirmeyerek firar eden Tarhan’ı bulup tavrının nedenini konuştuk. Tarhan şöyle anlatıyor:
“Eşcinsellik, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kabul gördüğü gibi, bir hastalık değildir. Ordunun Sağlık Yetenek Yönetmeliği’ne göre ise bir psikoseksüel bozukluk olarak kabul ediliyor. Anal muayane, pornografik fotoğraflar, çeşitli testlerle bu hal tespit edilmeye çalışılırken, eşcinsellere yönelik bir cezalandırma mekanizması da oluşuyor. Eşcinsellerin büyük kısmı bu süreçleri göze alamadığı için orduya katılıyor. Eşcinselliğin hastalık olduğunu düşünmediğim için bu konuda muayeneye girmedim. Ordu kavramına karşıyım, kendimi bir asker olarak tanımlamıyorum. Bağımsız olmayan hekimlerin herhangi bir nedenle beni muayene etmesine izin veremem. Antimilitarizm ve savaş karşıtlığı ile gelişen vicdani ret sürecimi başka bir boyuta çekmek istemediğim için çürük raporu almadım.”
Vicdani ret deklarasyonunda eşcinsel olduğunu belirttiği için muayeneye sokulmak istenen Tarhan, bu nedenle altı gün boyunca hastanede yatırıldığını söylüyor. Bu sürede kendisine sadece bir defa muayene isteyip istemediğini sorduklarını, geri kalan sürede ise yönergeler gereği gözlemde bulunduklarını anlatıyor. Tarhan “Hastanede tutulduğum sürece sözde bana uygulanan gözlemle kimse eşcinsel olup olmadığımı anlayamazdı. Burada çağ dışı teknikler yerine kişilerin beyanları ön plana alınmalı” diyor.
MIT’nin yeni numarasından Allah yorumu. İnternet üzerinde en çok son karedeki şemadaki konularda adı geçiyormuş.
Şu an durman gerekiyorsa, hiç durma, dur. Razı ol ve karnın ağrıyıncaya kadar gül. Bütün bunlar bugün olacak.
Şimdi.
Bir parçanı bana vereceksin, orama burama süreceğim onu. Miyavlama sakın, sen de seveceksin. Biz merhaba diyoruz, sen de diyeceksin. Perşembe, olmadı Çarşamba kesin görüşelim. Yardımcı olmak için sana bir tüyo vereyim, Allah. Rahim ve rahman ve amcık olan allah. Düdük allah, tombik allah, doktor ve yabancı allah.
Pembe donlu dinozorlar gibi koşmaya başladı sonra. Hiçbirimiz bilemezdik. Madem geldin bir iki gün kal. O kadar gelmişsin, biraz otur. Bir su iç, bak. Dinlen böyle yaparak. Koltuğun kedinin bıraktığı kadarına yat, uyu hatta. Kedi yok muydu bizde? Vardı işte. Uzaktan kumandalı kumanda kumandası.
Osiyama bunoki. Türkçede iyi geceler demek. Şu an türk silahlı kuvvetlerini küçük düşürecek bir şey yaptım dedin. Ülkemizi güçsüz,barınaksız bıraksana! Şimdi de deniz baykala görse hiç kaldıramayacağı bir şey yapıyoruz. Bunun altında kalacağına gel benim altımda kal Kemal deyince Atatürk’e hakaret içeren sözler ettim sandılar. Ben sokak çocuğu olduğumdan dolayı da ondan dolayı çünküsü.
Pala. Bu ismi sana verdim kemik.
(Suni genleşme ve sinik depresif, rotoskop ve diğer teknikler… Her türlü yanınızda abiniz var, bir durum olursa hiç çekinmeyin, gelin abi deyin böyle böyle.)
İzlediğimizi anladık mı?
Sorular:
- ”Forward Mail” fenomeni bundan böyle televizyon sektöründe mi yaşatılacaktır?
- Kadınlar dünyaya nereden gönderilmiştir?
- Kadınlar Avatar’a rakip olacak yeni ”Word Bender” lar mıdır?
NOT : Konuşmada geçen her kadın kelimesi şizofren, paranoyak, kompleksli, pasif agresif, manik depresif semptomlarına sahip insan anlamında kullanılmıştır.
İzlediğimizi Anladık mı ?
Sorular:
- Cem Adrian bir taklit sanatçısı mıdır?
- Cem Adrian, Alvin and the Chipmunks mıdır?,
- Yoksa Louis Armstrong taklidi mi yapmaya çalışmaktadır?
- Süleyman Demirel ve sarhoş taklitleri de var mıdır repertuarında?
- Cem Adrian California’lı mıdır, Manchester’lı mıdır yoksa Hindistan’da mı yetişmiştir? Her cümlede bir başka aksanla söyleyerek o alanda da yenilmez olduğunu mu ifade etmektedir?
- Fazıl Say ne zaman virtüöz olmayı hazmedip tribünlere çalmayı bırakacaktır?
Toplam süre 20 saniye, istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
”Galata Fotoğrafhanesi ve Fotoğraf Vakfı tarafından hayata geçirilen Fotoğraf Akademisi’nin ilk ayağı olarak düzenlenen Belgesel Fotoğraf Okulu kapsamında çekilen fotoğraflar, Bursa Uludağ Üniversitesi’ndeki sergide sansürlenip, el konularak yok edilmeye çalışıldı.
Youtube sansürünün birinci yılını kutladığımız (!) şu günlerde, ülkede (hem bürokratik, hem siyasi hem de toplumsal anlamlarıyla) yönetimin iyice baskıcı, sansürcü hale geldiğine tanık oluyoruz. Hükümetten, mahalle ölçeğine, bir fotoğraf dergisinden, bir üniversiteye ne yazık ki kendinden olmayanı yok etmekte sakınca görmeyen anlayış yayılıyor. Beklenmedik kurumlarda, oluşumlarda karşımıza çıkıyor. Kamplaşma, kendini sorgulama yeteneğinden yoksun yönetimleri var ediyor, onlar da kendine benzemeyeni yok sayıyor, gücü yeterse yok ediyor.
Üniversite yönetiminin, açıkça suç oluşturmayan, kimseyi hedef almayan/göstermeyen bir fotoğrafın yayınına izin vermemesi kabul edilemez.
Daha kötüsü, üniversite gibi bir kurumda, tahammül gösterilemeyen muhalefet ifadelerindeki karşıtlık değil, bu tahammülsüzlüğün fotoğraflara el konulması şeklinde ceberrut biçimidir.
Fotoğrafa, yazıya, düşünceye ve tüm ifadelerine sınırsız özgürlük, herkes için savunulmak zorunda olan temel bir ortak kabul olmalıdır. Bu anlayışa katılan herkes, haydi Fotoğraf Akademisine ulaşarak nasıl bir yardımımız olabileceğini soralım. Bu baskı karşısında yalnız olmadıklarını, bunu sıradan bir olay gibi kanıksamak ya da “münferit vaka” diyerek önemsezleştirmek isteyecekler karşısında tepkisiz kalmayacağımızı söyleyelim…”
Orijinal Metin : http://loker.radiobrecht.org/2009/05/yeni-bir-sergi-sansuru/

